top of page

Hırs ve Kötülük: İnsan Doğasının Karanlık Buluşması

  • cokgezenhk
  • 6 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Hırs, insanın içindeki itici motorlardan biridir. Uygarlıklar kurdurmuş, keşifler yaptırmış, bilimi ve sanatı ileri taşımıştır. Ancak aynı hırs, ahlaki bir pusuladan yoksun kaldığında, tarihin en karanlık sayfalarını da yazmıştır. Sorun hırsın kendisi değil, onun hangi niyetle ve hangi sınırlar içinde beslendiğidir. Kötülükle birleşen hırs, insanı yalnızca başkalarına değil, çoğu zaman kendi varoluşuna da düşman eder.


Felsefe tarihi bu meseleye temkinli yaklaşır. Aristoteles, Nikomakhos’a Etik’te erdemi “orta” olarak tanımlar. Ona göre aşırılık, ister cesarette ister arzuda olsun, insanı yozlaştırır. Hırs bu açıdan kontrolsüz bir aşırılıktır. Ama Aristoteles’in uyarısı şudur: Hırs, aklın rehberliğini kaybettiği anda erdem olmaktan çıkar, tutkuların oyuncağına dönüşür.

Bu dönüşümün tarihsel örnekleri bolca mevcuttur.


Roma İmparatoru Caligula, iktidar hırsını tanrısal bir hak olarak görmeye başladığında devlet düzeni kişisel sapkınlığın alanına dönüşmüştür. İktidarını koruma ve mutlaklaştırma hırsı, onu hukukun ve aklın tamamen dışına sürüklemiştir. Burada kötülük, planlı bir ideolojiden çok, sınırsız bir benlik şişkinliğinden doğar.


Niccolò Machiavelli ise hırsı daha soğukkanlı ele alır. Prens’te insanın doğası gereği çıkarcı ve nankör olduğunu söyler. Machiavelli’ye göre hırs bastırılması gereken bir kusur değil, yönetilmesi gereken bir gerçektir. Ancak bu görüş, tarihte çoğu zaman yanlış okunmuş ve “amaç için her yol mubahtır” gibi yüzeysel bir savunmaya indirgenmiştir. Bu indirgeme, kötülüğün kendini rasyonel bir strateji gibi sunmasına zemin hazırlar.


Modern çağda hırsın kötülükle birleştiği en yıkıcı örneklerden biri Adolf Hitler’dir. Kişisel hırs, kolektif bir kimlik anlatısıyla birleştiğinde yalnızca bireysel bir sapma olmaktan çıkar, kitlesel bir felakete dönüşür. Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı tam da burada anlam kazanır. Arendt’e göre kötülük her zaman şeytani bir bilinçle gelmez"Acı gerçek şu ki, çoğu kötülük, iyi ya da kötü olmaya asla karar vermeyen insanlar tarafından yapılır".


Thomas Hobbes ise meseleyi daha karanlık bir yerden ele alır. Ona göre insan, doğası gereği güç ister ve bu istek asla doymaz. Leviathan’da çizdiği tablo nettir: denetlenmeyen hırs, insanı insanın kurdu yapar. Bu yüzden Hobbes için sorun ahlak değil, denetimdir. Devlet, insanın sınırsız hırsını sınırlamak zorundadır. Aksi takdirde kötülük, bireysel bir tercih olmaktan çıkar, sürekli bir durum haline gelir.


Nietzsche ise hırsı ne bütünüyle mahkum eder ne de kutsar. Ona göre sorun, hırsın yönüdür. Güç istenci, yaratıcı olduğunda insanı aşmaya iter; yıkıcı olduğunda ise başkalarını ezmeye yönelir. Nietzsche’nin eleştirisi, hırsını kendi iç boşluğunu kapatmak için kullanan insana yöneliktir. Bu noktada kötülük, güçten değil, anlam yoksunluğundan beslenir.


Sonuç olarak hırs, insan doğasının kaçınılmaz bir parçasıdır. Onu yok etmek mümkün değildir; hatta çoğu zaman gerekli de değildir. Asıl mesele, hırsın hangi değerlerle beslendiği ve hangi sınırlar içinde tutulduğudur. Tarih, hırsını ahlaki ve düşünsel bir çerçeveye oturtamayan insanların dünyayı nasıl bir enkaza çevirebildiğinin kanıtlarıyla doludur. Kötülük, çoğu zaman büyük bir nefretle değil, sorgulanmamış bir hırsla başlar. Ve belki de en tehlikeli olan budur.

Kaynakça

Aristoteles, Nikomakhos’a Etik, BilgeSu Yayınları.

Suetonius, On İki Caesar’ın Hayatı.

Machiavelli, Prens, İş Bankası Kültür Yayınları.

Arendt, Hannah, Eichmann Kudüs’te, Metis Yayınları.

Hobbes, Thomas, Leviathan, Yapı Kredi Yayınları.

Nietzsche, Friedrich, İyinin ve Kötünün Ötesinde.

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page