top of page

REICHSTAG YANGINI

  • cokgezenhk
  • 21 Ara 2025
  • 3 dakikada okunur


İnsanlık tarihinin en büyük yıkımlarından biri, belki de en sarsıcısı, II. Dünya Savaşı’dır. Altı yıl boyunca milyonlarca insan, birçok kıtada savaşın, yıkımın, soykırımın ve kendi topraklarında mahkûm edilmenin ne demek olduğunu yaşadı. Hitler Almanyası ile başlayan bu süreç, kısa sürede tüm dünyaya yayıldı ve önlenemez bir hâl aldı.

Savaşın dünya üzerinde şekilsel, ekonomik ve politik olarak yarattığı değişimler, bugünkü küresel düzenin temelini oluşturdu. Ancak bu noktaya gelmeden önce, Adolf Hitler’in Almanya’da nasıl bu denli mutlak bir güce ulaştığını incelemek gerekir. Bu sürece dair tarihe geçmiş pek çok olay ve anekdot vardır; fakat bunlardan biri vardır ki, Hitler’in tek adam olmasının yolunu doğrudan açmıştır: 27 Şubat 1933 Reichstag Yangını.

Reichstag binası, artan kamu binası ihtiyacı doğrultusunda mimar Paul Wallot tarafından 1884–1894 yılları arasında, Spree Nehri kıyısında, Tiergarten semtinde, neo-Rönesans tarzında inşa edilmiştir. Alman İmparatorluğu ve Weimar Cumhuriyeti meclisleri bu binada toplanmıştır.

Weimar Cumhuriyeti döneminde, 1921 yılında Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP) başına geçen Adolf Hitler, 30 Ocak 1933’te Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg tarafından Almanya Şansölyesi olarak atanmıştır. Bu atamadan yalnızca bir gün sonra, Reichstag binası alevler içinde kalmıştır.

Yangında büyük toplantı salonu ve bazı bölümler tamamen yanmıştır. Yangının nasıl çıktığı ve kimler tarafından çıkarıldığı hiçbir zaman kesin olarak aydınlatılamamıştır. Ancak Nazi Partisi, daha önce, 4 Şubat 1933’te “Alman Halkını Koruma Kararnamesi” adıyla bir düzenleme hazırlamıştı. Bu kararname; basına kısıtlamalar getirilmesini, polise siyasi toplantı ve yürüyüşleri yasaklama yetkisi verilmesini ve seçim kampanyalarının engellenmesini öngörüyordu. Fakat bu düzenleme henüz cumhurbaşkanı tarafından onaylanmamıştı.

Yangının hemen ardından, Nazi Partisi ve koalisyon ortağı Alman Ulusalcı Halk Partisi, komünistlerin bir ayaklanma başlatmak üzere olduğu iddiasıyla Cumhurbaşkanı Hindenburg’a yoğun baskı uyguladı. Sonuç olarak, “Halkı ve Devleti Koruma Kararnamesi” yürürlüğe sokuldu.

Bu kararnamenin birinci maddesi, temel hak ve özgürlükleri süresiz şekilde askıya alıyordu. Beşinci maddesi ise siyasi suçları “vatana ihanet” kapsamına alıyordu. Böylece hukuk devleti fiilen ortadan kaldırıldı.

Mayıs 1933’te, Hollandalı bir komünist olan Marinus van der Lubbe, Bulgar siyasetçi Georgi Dimitrov ve Alman Komünist Partisi’nin bazı üst düzey yöneticileri yangının failleri olarak tutuklandı. Savcılık, yangını silahlı bir darbenin habercisi olarak sunmaya çalıştı. Tam anlamıyla siyasi bir gösteriye dönüşen dava sürecinde, van der Lubbe şüpheli bir itirafın ardından ölüm cezasına çarptırıldı. İdam cezasını düzenleyen yasa, geriye dönük olarak hızla değiştirildi ve van der Lubbe Ocak 1934’te idam edildi. Diğer sanıklar ise delil yetersizliğinden beraat etti.

Reichstag Yangını, Hitler’in tek adam olma tutkusunun önünü açan dönüm noktası oldu. Çıkarılan kararnamelerle halkın temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırılırken, siyasi muhalefet tamamen tasfiye edildi. Merkezi hükümet, eyalet hukukunu ve yerel yönetimleri geçersiz kılma yetkisini kendisinde topladı.

Topluma, komünist bir ayaklanma olacağı ve Almanya’nın Bolşevikler tarafından yönetileceği korkusu sistematik biçimde empoze edildi. Hitler ise bu “tehdide” karşı tek kurtarıcı olarak sunuldu.

1 Aralık 1933’te çıkarılan yasayla, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi dışındaki tüm siyasi partiler kapatıldı. Almanya’nın daha önce güçlü olan basın özgürlüğü aylar içinde tamamen ortadan kaldırıldı. Yayın hayatında neredeyse yalnızca rejimin kontrolündeki gazeteler ve yayınevleri kaldı. Ulusal semboller ve bayraklar değiştirildi, muhalifler susturuldu.

1933–1934 yılları, Cumhurbaşkanı Hindenburg’un ölümü sonrası Hitler’in tüm planlarını hayata geçirdiği dönem olarak tarihe geçti. Joseph Goebbels, Heinrich Himmler ve Hermann Göring, Nazi Almanyası’nın Hitler’den sonraki en güçlü isimleri hâline geldi.

Bir bina, bir yangın ve bir ulus…Ve bunların tetiklediği olaylar zinciri, dünyanın kaderini değiştirdi.

Hitler’in barış anlayışı şu sözlerle özetleniyordu:

Asıl gaye şudur: Gözyaşı döken barışseverlerin salladığı zeytin dallarıyla sağlanan bir barış değil, bütün dünyayı yüksek bir medeniyetin hizmetine sokan hâkim bir milletin üstün kılıcıyla sağlanan bir barış.”

ediyordu:

“Böyle bir sonucun ne kadar feci olabileceğini tahmin edersiniz. Yok oluş yalnızca savaş alanındaki orduya ait değildir. Aslında, ordunun mensup olduğu millet de feci sonuçlara uğrar.”

Bir bina…Bir ulus…Ve dünyanın kaderi.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page